Çok eski zamanlarda var olduğunu bildiğimiz köleliği acımasızca eleştirir, nasıl bir zihniyet varmış diye küfreder ve bu sistemi ortadan kaldıran her harekete methiyeler dizeriz. Sabahtan akşama kadar insan çalıştırıp karşılığında sadece barınacak yer vererek kölenin karnını doyurmak ve karşılığında büyük bir işgücü sağlamak. Oldukça acımasız bir sistem gibi görünüyor buradan bakınca. Peki kalktı mı bu sistem diye bir düşünelim şimdi. Para olmadan hayat olmuyor, çalışmadan kimse kimseye para vermiyor. Daha fazla para daha fazla rahatlık demek ve doğal olarak daha fazla paranın yolu da daha fazla çalışmaktan geçiyor. Kendimize ya da bir başkasına farketmeksizin çalışarak bu para ihtiyacımızı gidermeye çalışıyoruz. Sabah işe gidip akşama kadar çalıştığımız yetmezmiş gibi haftasonları işe odaklanarak ailemizi rahat ettirmenin yollarını ayırıyoruz. Tabi bir de bu işe sahip olabilmek için çocukluk demeden, gençlik demeden okul okuyup duruyoruz. Ailemize daha az vakit ayırıp onları daha rahat ettirebilmek için çaba sarfediyoruz. Daha az konuşuyor, daha az ilişki kuruyor, daha az geziyor ancak daha fazla çalışmaya devam ediyoruz. Peki bu kadar koşuşturmacanın, bir ömrü çalışmaya harcamanın karşılığında hayattan beklentimiz ne? Başımızı sokacak bir ev, karnımızı doyuracak bir aş ve de eğer mümkün olursa ayakları yerden kesecek bir vasıta. Fiziki kölelikten farkı ne bu çalışmanın? Bir ömrü çalışmaya adayıp karşılığında barınacak yer ve karın tokluğu temelinde ikisi de aynı görünüyor. Aslında çok ciddi bir ayrım var fiziki kölelik ile modern kölelik arasında. Fiziki kölelerin büyük çoğunluğu ellerinde olmadan, isteksiz olarak çalışmak durumunda kalıyorlardı. Biz modern köleler ise bu çalışmak için yıllarımızı büyük bir şevkle veriyoruz...
9 Şubat 2009 Pazartesi
Modern Kölelik
Çok eski zamanlarda var olduğunu bildiğimiz köleliği acımasızca eleştirir, nasıl bir zihniyet varmış diye küfreder ve bu sistemi ortadan kaldıran her harekete methiyeler dizeriz. Sabahtan akşama kadar insan çalıştırıp karşılığında sadece barınacak yer vererek kölenin karnını doyurmak ve karşılığında büyük bir işgücü sağlamak. Oldukça acımasız bir sistem gibi görünüyor buradan bakınca. Peki kalktı mı bu sistem diye bir düşünelim şimdi. Para olmadan hayat olmuyor, çalışmadan kimse kimseye para vermiyor. Daha fazla para daha fazla rahatlık demek ve doğal olarak daha fazla paranın yolu da daha fazla çalışmaktan geçiyor. Kendimize ya da bir başkasına farketmeksizin çalışarak bu para ihtiyacımızı gidermeye çalışıyoruz. Sabah işe gidip akşama kadar çalıştığımız yetmezmiş gibi haftasonları işe odaklanarak ailemizi rahat ettirmenin yollarını ayırıyoruz. Tabi bir de bu işe sahip olabilmek için çocukluk demeden, gençlik demeden okul okuyup duruyoruz. Ailemize daha az vakit ayırıp onları daha rahat ettirebilmek için çaba sarfediyoruz. Daha az konuşuyor, daha az ilişki kuruyor, daha az geziyor ancak daha fazla çalışmaya devam ediyoruz. Peki bu kadar koşuşturmacanın, bir ömrü çalışmaya harcamanın karşılığında hayattan beklentimiz ne? Başımızı sokacak bir ev, karnımızı doyuracak bir aş ve de eğer mümkün olursa ayakları yerden kesecek bir vasıta. Fiziki kölelikten farkı ne bu çalışmanın? Bir ömrü çalışmaya adayıp karşılığında barınacak yer ve karın tokluğu temelinde ikisi de aynı görünüyor. Aslında çok ciddi bir ayrım var fiziki kölelik ile modern kölelik arasında. Fiziki kölelerin büyük çoğunluğu ellerinde olmadan, isteksiz olarak çalışmak durumunda kalıyorlardı. Biz modern köleler ise bu çalışmak için yıllarımızı büyük bir şevkle veriyoruz...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder