23 Şubat 2009 Pazartesi

Kızlarımız

Biraz da yüzümüzün tebessüm etmesi adına genel manada "kızlarımız":

- Genel olarak benimsedikleri düstur "arkadaşımın durumu iyi olsun ama benden iyi olmasın"dır. Birbirlerini çekememezlik katsayıları dünyanın başka yerinde olmayacak derecede yüksektir. Aynı siklette mücadele ettiklerinin arkadaşları tarafından geçilmeleri imrenmekten ziyade, ayağına çelme takma fikrini doğurur.

-Güzellik kavramı, güzel dedikleri kızın tanış olup olmamasına bağlıdır. Hiç tanımadıkları bir insan son derece güzel olabilirken, bir şekil aynı ortamı paylaştıkları bir kız asla güzel olamaz, her daim zevksizdir ve berbat giyinmektedir.

-Bir kızın yanından başka bir kız için güzel demeniz "abaza" damgası yemenize sebebiyet verebilir. O yüzden ay parçası bile geçse, güneşe mahkumsun ay olsan kaç yazar diyerek paçayı sıyırmanın yollarını arayın.

-Çok önemsiz bir meseleyi çok önemliymiş gibi anlattıklarını anlamak için yanlarında yürüyen insanın cinsiyetini belirlemeniz yeterlidir. Yan tarafta yürüyen erkek havadaki bulutlara bakıp,uçağın nasıl uçtuğunu tahayyül etmeye çalışıyorsa ya da yanda yürüyen kız dünyaya yaklaşan kuyruklu yıldız haberi gibi can kulağıyla dinliyorsa bilin ki önemsiz bir mesele insanlık olayı gibi anlatılmaktadır. Ve muhtemelen bu konuşmanın bir yerinde şu cümle geçer :" ama di mi, ben haklıyım yani. ne kadar düşüncesiz davranıyor bana karşı."

-Uzunca yıllar karşılaşmadıkları bir kız arkadaşlarını görmelerinin ardında akıllarına "nasıl" olduğu sorusundan ziyade "nerede olduğu" sorusu gelir. Özlem duygusu yerini merağa bırakır ve olası bir "karşı tarafın çok iyi olması" durumunda, özlem ve merak gidip yüze garip bir hüsn düşer.

-Her daim meseleleri alttan aldıklarını zanneden kızlarımız aslında meselenin en yukarısında olduklarının farkında değillerdir. Bir tartışma varsa kazanmak uğruna boşa çaba harcamayın; zeytinyağı-su.

-ATM'lerimizin asıl sorunu kart sıkışması değil kız sıkışmasıdır. ATM'lerde kart sıkışmasından çok daha fazla kız sıkışması yaşanır. Aynı kart ile 3 başarısız denemenin ardından kızımız artık ATM'de sıkışmıştır. Lütfen panik yapmayınız ve en yakın şubeyi arayarak insanlık namına durumu haber veriniz.

-Bilgisayar başında oturan kız son derece ciddi bir havaya bürünür. MSN'i son derece ciddi kullanan kızlarımız orayı sosyal bir hayat ortamına dönüştürmekle kalmaz listelerini 7658 farklı kategoriye ayırırlar. Gören MSN'de yazmıyor sanki de NASA'ya uzaya atılacak roketle ilgili son bilgileri veriyor zanneder o ciddiyet içerisinde. Şu dosyayı gönder dersin "nasıl oluyor?" der, "bari şu dosyayı al" dersin "bu dosya nereye kaydoldu" sorusunun ardından mahalle trafosunu patlamayı düşünürsün ciddi şekilde.

-Erkekler aktristlere sadece "güzel hatun" gözüyle bakarken, kızlarımız ciddi manada artistlerle bir aşk dünyası yaşarlar kendi içlerinde. Brad Pitt, Madd Damon ya da herhangi bir meşhur dizi karakteriyle ciddi olarak evlilik hayalleri kurarlar ve olası bir şekilde bu hiç tanımadığınız ve muhtemelen de hiç tanımayacağınız artistlere bok atmanız durumunda savunma psikolojisine girerler. Babasına küfretsen o kadar savunmazlar. Bunların hayalini kurup Ciguli prototibi biriyle evlenmelerindeki ironiyi göz ardı ediyorum.

-Beyaz converse-dar kot pantolon-tüylü,kalın ama kolsuz! mont giyen saçına da hediye paketi gibi kurdela takanları gördüğünüz an, en yakın sığınağa gitmenin yollarını arayın.

-Futbolun anlamsızlığından bahsetmeye başladıkları an sakın ola ki "sanane, bu benim zevkim" demeye kalkışmayın. Sonsuz döngüye giren bir tartışmanın ortasında bir anda kendinizi "Fenerbahçe mi ben mi?" gibi o anla en ufak alakası olmayan bir sorunun içinde bulup geceleri uykusuz kalabilirsiniz. "Futbolu sevmek benim mallığımdan mütevellit ve evet ben malım" diyerek orta! yolu bulmanız faydanıza olacaktır.Spor onlar için sadece bir zayıflama vasıtasıdır bunda da sürekliliği yakalamış bir türe henüz rastlanmadı.

*Bu sadece bir genellemedir. Ben kendi kıçımı kurtarmak adına "benim hayatımda tanıdığım böyle birisi ya da birileri kesinlikle yoktur" diyorum. Yazarın korkusu konu resmi olarak çizilmiş bir kız resmi kullanmasında da ayyuka çıkmaktadır.

*Söz konusu kişi ile kurumlar tamamen hayal ürünüdür ve gerçekle en ufak bir bağlantısı yoktur. Tüm hakları yazarın kişisel patavatsızlığına aittir.

20 Şubat 2009 Cuma

Ülkesi yerine sevgilisini beceren başkanlar


Son zamanlarda seçim havası her yerde kendini hissettirmeye başladı. Ben de işsiz-güçsüz olduğumdan takip ediyorum durumları. Ankara ilçe belediye baskanlarından birisi bir şekilde istifa etti/ettirildi. Kendileri inkar etti, doğrudur yalandir bilmem ama özel görüntülerinin olduğu bir kaset varmış. Burası da beni hiç ilgilendirmiyor aslinda.


Ama bunu izledigimde ilk aklima gelen şu oldu: Varsa n'olmus kardeşim! Sen görevini yapıyorsan, halka en güzel şekilde hizmet ediyorsan, halk da seni seçerse neden yoluna devam etmiyorsun ki?

Eger yükselme hırsın, daha da prestij kazanma, milletvekili olup yan gelip yatma gibi hayallerin yoksa bu görevi yapmaktan ne alikoyabilir ki insanı?
Ben bir cevap bulamadim.
Ama söylemek istedigimi geçenlerde bir yerlerde okudum, buyurun:

Zamanin Amerikan Başkanı Kennedy’nin zamparalığını değerlendiren Shirley MacLaine(resimdeki hatun) şöyle demiş:


“Ülkesi yerine sevgilisini beceren başkanı yeğlerim.”

Hay agzini öpeyim…

15 Şubat 2009 Pazar

Batak

Ankara'dan doğusu..Ötesi mi yok? Ötedekiler mi öteki oldu yoksa? Hayatın Ankara'ya kadar olduğunu varsayan bünyeler ötesine bakmadıkça ötedekiler her zaman öteki olarak kalmaya devam edecekler. Sürgün! tayini olarak gönderilen güzel ülkemin insanları görev süresinin biteceği günleri saymaya başlayacaklar daha ilk günden. Ne bekliyorum ki buradakilere ne vereyim demeye devam edecekler. Eğitime aç bünyeler bir an önce tayin bekleyen öğretmenler tarafından daha da çoraklaştırılacak. Daha da bataklaştırılacak belki oralar. Ama orada bataklık sineklerine inat açmaya devam edecek kardelenler!

13 Şubat 2009 Cuma

Aşkın kanununu yazsam yeniden


Aşağıdaki notu düşeli neredeyse iki sene olmuş. Hala güncel. Hatta Türkiye için ezelden beri güncel. Hatta dünyanın her yeri için tarih boyunca güncel.


*


Tarih 24 Mayıs 2007, ülke Türkiye.

Yahudi, Rum, Ermeni azınlıklar yaşıyor.



Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan konuşuyor: "Benimle ilgili kitaplar yazılıyor. Yahudi çocuğu deniyor, Rum çocuğu deniyor. Bunu hangi edebe, hangi adaba, hangi kaleme sığdırabilirsiniz? Ben bu ülkenin evladıyım. 14 milyon vatandaşın oyuyla buraya geldim. Milletvekili olma yeterliliğine sahip bizlere bu tür hakaretler kabul edilemez."





Tarih 26 Mayıs 2007, ülke Gürcistan.

Yahudi, Rum, Ermeni azınlıklar yaşıyor.



Gürcistan Devlet Başkanı Mikhail Saakaşvili konuşuyor: "Ermeni ve Yahudi olduğum söyleniyor. Ben yüzde 100 Gürcüyüm. Ancak Ermenilerden nefret edenler için Ermeni olacağım. Yahudileri sevmeyenler için de Yahudi olacağım."

11 Şubat 2009 Çarşamba

orda bir köy var uzakta...orada yaşamaya çalışan birileri hatta...


PÜLÜMÜR’ÜN YAŞSIZ KADINI


Pülümür'ün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü
bir asa vardı elinde
bir solmuş krallığın
Kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o, bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk...
Yaşını sordum, bir giz gibi güldü
Koluma girdi bir soylu kadınca
Tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
Beni tek gözlü sarayına götürdü
Köy yapısı kulübesinin
Zamanı onda yitirdim ben
Yitik zamanlara onda eriştim
En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim...

Bülent Ecevit

9 Şubat 2009 Pazartesi

Modern Kölelik

Çok eski zamanlarda var olduğunu bildiğimiz köleliği acımasızca eleştirir, nasıl bir zihniyet varmış diye küfreder ve bu sistemi ortadan kaldıran her harekete methiyeler dizeriz. Sabahtan akşama kadar insan çalıştırıp karşılığında sadece barınacak yer vererek kölenin karnını doyurmak ve karşılığında büyük bir işgücü sağlamak. Oldukça acımasız bir sistem gibi görünüyor buradan bakınca. Peki kalktı mı bu sistem diye bir düşünelim şimdi. Para olmadan hayat olmuyor, çalışmadan kimse kimseye para vermiyor. Daha fazla para daha fazla rahatlık demek ve doğal olarak daha fazla paranın yolu da daha fazla çalışmaktan geçiyor. Kendimize ya da bir başkasına farketmeksizin çalışarak bu para ihtiyacımızı gidermeye çalışıyoruz. Sabah işe gidip akşama kadar çalıştığımız yetmezmiş gibi haftasonları işe odaklanarak ailemizi rahat ettirmenin yollarını ayırıyoruz. Tabi bir de bu işe sahip olabilmek için çocukluk demeden, gençlik demeden okul okuyup duruyoruz. Ailemize daha az vakit ayırıp onları daha rahat ettirebilmek için çaba sarfediyoruz. Daha az konuşuyor, daha az ilişki kuruyor, daha az geziyor ancak daha fazla çalışmaya devam ediyoruz. Peki bu kadar koşuşturmacanın, bir ömrü çalışmaya harcamanın karşılığında hayattan beklentimiz ne? Başımızı sokacak bir ev, karnımızı doyuracak bir aş ve de eğer mümkün olursa ayakları yerden kesecek bir vasıta. Fiziki kölelikten farkı ne bu çalışmanın? Bir ömrü çalışmaya adayıp karşılığında barınacak yer ve karın tokluğu temelinde ikisi de aynı görünüyor. Aslında çok ciddi bir ayrım var fiziki kölelik ile modern kölelik arasında. Fiziki kölelerin büyük çoğunluğu ellerinde olmadan, isteksiz olarak çalışmak durumunda kalıyorlardı. Biz modern köleler ise bu çalışmak için yıllarımızı büyük bir şevkle veriyoruz...

AYRIŞTIR(IL)MAK


Askerlik dönemi araya girdiği için bazı şeyleri geriden takip ediyorum.
MUSTAFA belgeselini izledim biraz önce.

Hiçbir farklı yanı yok benim için. En azından benim için bilmediğim şeyler söylenmemiş. Belki de önceden farklı görüşleri taşıyan yazarlar, araştırmacılar tarafından Atatürk'ü okuduğumdan, Atatürk'e değişik açılardan bakabilen arkadaslarım olduğundan.

Hatta Can Dündar'ın bir kitabı var, adını şimdi hatırlayamıyorum ama evdeki kütüphanemde var, orada bu belgeselde anlatılan birçok şey geçiyor ki bu kitap yıllar önce yazılmıştı.

Dolayısıyla da Atatürk bir değer kaybetmedi gözümde. Bazen yaptıklarını düşünüp eleştirebiliyorum hala, eleştirsem de ne kadar değerli biri olduğunu unutmuyorum.

Şunu farkettim: Türkiye'de bir şeyler değişiyor galiba ama iyi yönde değil sanki. Atatürk'ü eleştir(ebil)mek vb. adına söylemiyorum bunları. Daha farklı bir şeyler söylemek istiyorum.

Hani delilikle dahilik arasında çok ince bir çizgi var derler ya onun gibi.

Tabulardan sıyrılmak, daha özgür düşünebilmek, eleştirebilmek, tartışabilmek çok güzel ama bu değil olay sanki.

Olay bambaşka bir hal almış. Olayları önyargısız değerlendirebilmekte sorun bence. İşte bu olmuyor, olamıyor.

Kamuoyu oluşturmak, bu demek herhalde:
Mustafa belgeseli icin ne yaygaralar koptu. Arkadaşlarımdan bazıları izlemiş, bazıları izlemeyecekmiş. Çünkü birileri (işte o kamuoyu) onun aklına bir şey sokmuş. Demiş ki "şurada şu geçiyor ve bu Atatürk'e hakaret" veya "işte şu anki bilmem ne partisini destekleyenlerin ekmeğine yağ sürüyor." O da diyor ki izlemeyeceğim!

Sanırım bu da insanları ayrıştırmanın bir yolu...

Önyargısız bakabilmek, en azından denemek ümidiyle...



Levent Yaraç
09.02.2009

Bu sene yaş 35...

Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan,
Güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için beyaz yelkenlilerin gelip seni almalarını bekliyorsan;


Yarına inanmak için günbatımına,
İyi kalpli görünmek için zayıflığa,
Ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa;

Demek ki,
Hiçbir şey anlamadın!

Jacques BREL



* Dipnot:

"Bugün değilse.. ne zaman??"
Kabala'dan

her türk insan doğar


"Çanakkale’de taraflar, birbirine 8-10 metre yakınlıktaki siperlerde günlerce, aylarca yan yana yaşamıştır.
Bu yakın temas, askerlerin soyut bir düşmanla değil, gerçek bir insanla savaştıklarının farkına varmalarına yardımcı olmuştur.
Nitekim,
kendi siperinden yanlışlıkla düşman siperine geçeni usulca geri döndürmek,
savaşırken birbirlerine el sallamak,
ıskalamalarda ıslıklamak,
birbirlerine yiyecek, sigara atmalar,
bayram, Noel kutlamaları,
futbol maçları yapmalar,
düşman yaralılarını tedavi etmek,
ölüleri birlikte gömmek,
bu savaşın olağan sahnelerindendir."
diye okudum bir yerde.

Her Şeye Limon

Tadı kaçmış bu dünyaya limon olarak tat vermek istedik. Hayatta neler varsa burada da onlar olacak. Her şeye limon olma diyerek yıllarca sindirmeye çalıştılar bünyeleri, tatsız bıraktılar dünyayı. Artık her şeye limon olma zamanıdır dostlar. Şimdilik Tolga Abi ve bendeniz muhder dünyaya limon sıkmaya çalışacağız nacizane. Ancak koca dünyaya sıkılacak daha fazla limon olduğunu düşündüğümden kadronun daha da genişleyeceğini umut ediyorum. Rasgele...