
Geçenlerde bir makale okudum, maya uygarlığı ile ilgili. Mayalara göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. Lakin onlara göre “Dünyanın sonu”. 2012 yılının insanlığın yükselişinin başlangıcı olacağını düşünüyorlar.
Ekonomik kriz misali insanlık en dibi görmüş durumda anlayacağınız…
En dibi gördüğümüzün en güzel kanıtını geçtiğimiz haftalarda yaşadım.
Arkadaşlarımla beraber çok güzel bir kamp alanına gittik. Ama bu bildiğimiz kamplardan değil. Kurucuları ve konaklayanlar dahil imece usulu yaşıyor, doğal yaşamın tadına varıyorlar. Bu mekan beton dünyada kurulan bir masal evi gibi geliyor orada yaşayanlara…
Tavuklar, ördekler, köpekler… Taze taze domatesler, biberler… Bir yanda kaz dağları diğer yanda dalga sesleri…
Dahası var. Sabunu zeytinyağı ve külsuyundan kendileri yapıyorlar, elektriği kendileri üretiyorlar, güneş enerjisi kullanıyorlar.
Buraya kadar iyi hos ve güzel dedim kendi kendime…
Bu tarz şeyler birkaç akrabası köyde yaşayanlar için, ya da güzel çocukluk yıllarını büyüüüüüüüüüüüük şehirlerin curcunasında geçirmemişler şanslı birkaç kişli için çok normal. Köy yaşamının tadına ucundan da olsa bakmış ve bizimkilerin doğa merakı sayesinde hala o tada bakmaya devam eden biri olarak hem sevindim hem şaşırdım hem üzüldüm.
İstanbul’dan koca koca amcalar-teyzeler, ağabeyler-ablalar 5 yıldızlı otellerin konforundan, büyük şehrin şaşasından-gürültüsünden-stresinden bıkmış olacak ki artık buralara tatile geliyorlar.
Şaşırdıkları şeyleri söyleyeyim: tavuğun arkasında ki civciv, yemiş ve zeytin ağaçları, dalından koparılmış hormonsuz domates…
“sadece” dalga sesine, bir dilim köy ekmeğine, orada beslenen tavuğun taze yumurtasına o kadar hasretiz ki bir haftasonu için her şeyimizi verebiliriz.
Bir an için durdum kaldım… Biraz etrafımı izledim… Çok yabancı olmadığımdan… aklıma mayalar geldi bir an için… o kadar haklılar ki dünyanın sonu konusunda… iç içe yaşadığımız doğaya o kadar yabancılaşmıs, şehirlerle beraber o kadar betonlaşmış ve kaybolmuşuz ki…
“Manga”nın “dünyanın sonuna doğmuşum” şarkısını dinlerken yazdığım bu satırlar sonrasında, artık “maya”ların kehanetine daha çok inanıyorum…
İnsanlığa…
Ekonomik kriz misali insanlık en dibi görmüş durumda anlayacağınız…
En dibi gördüğümüzün en güzel kanıtını geçtiğimiz haftalarda yaşadım.
Arkadaşlarımla beraber çok güzel bir kamp alanına gittik. Ama bu bildiğimiz kamplardan değil. Kurucuları ve konaklayanlar dahil imece usulu yaşıyor, doğal yaşamın tadına varıyorlar. Bu mekan beton dünyada kurulan bir masal evi gibi geliyor orada yaşayanlara…
Tavuklar, ördekler, köpekler… Taze taze domatesler, biberler… Bir yanda kaz dağları diğer yanda dalga sesleri…
Dahası var. Sabunu zeytinyağı ve külsuyundan kendileri yapıyorlar, elektriği kendileri üretiyorlar, güneş enerjisi kullanıyorlar.
Buraya kadar iyi hos ve güzel dedim kendi kendime…
Bu tarz şeyler birkaç akrabası köyde yaşayanlar için, ya da güzel çocukluk yıllarını büyüüüüüüüüüüüük şehirlerin curcunasında geçirmemişler şanslı birkaç kişli için çok normal. Köy yaşamının tadına ucundan da olsa bakmış ve bizimkilerin doğa merakı sayesinde hala o tada bakmaya devam eden biri olarak hem sevindim hem şaşırdım hem üzüldüm.
İstanbul’dan koca koca amcalar-teyzeler, ağabeyler-ablalar 5 yıldızlı otellerin konforundan, büyük şehrin şaşasından-gürültüsünden-stresinden bıkmış olacak ki artık buralara tatile geliyorlar.
Şaşırdıkları şeyleri söyleyeyim: tavuğun arkasında ki civciv, yemiş ve zeytin ağaçları, dalından koparılmış hormonsuz domates…
“sadece” dalga sesine, bir dilim köy ekmeğine, orada beslenen tavuğun taze yumurtasına o kadar hasretiz ki bir haftasonu için her şeyimizi verebiliriz.
Bir an için durdum kaldım… Biraz etrafımı izledim… Çok yabancı olmadığımdan… aklıma mayalar geldi bir an için… o kadar haklılar ki dünyanın sonu konusunda… iç içe yaşadığımız doğaya o kadar yabancılaşmıs, şehirlerle beraber o kadar betonlaşmış ve kaybolmuşuz ki…
“Manga”nın “dünyanın sonuna doğmuşum” şarkısını dinlerken yazdığım bu satırlar sonrasında, artık “maya”ların kehanetine daha çok inanıyorum…
İnsanlığa…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder